Kumykia

Ahmed Saip Bey Kaplan

Yusup İdrisov
6 min4,149 views

Jön Türk İhtilâli'nin merkezinde bir Kumuk beyi

XX. yüzyılın başı, tüm Türk dünyasında siyasete duyulan ilginin hızla artışıyla damgasını vurdu. Bu siyasal uyanışın başlıca nedenlerinden biri, bütün Müslüman dünyasında coşku ve sempatiyle karşılanan 1908 Jön Türk İhtilâli'ydi. Bu çağ açıcı olayın olgunlaşmasında bizim soydaşımız — Soltan-Mut'un ve Çoban-şavhal'in soyundan gelen Prens Ahmed Saip Bey Kaplan — da gözle görülür bir rol oynadı. Kendisi hakkında şu bilinir: 1859'da çarlık ordusunda albay olan Abu-Müslim Kaplanov'un ailesinde dünyaya gelmiş; 1888'de süvari yüzbaşısı (rotmistr) rütbesine kadar yükseldikten sonra Osmanlı Devleti'ne göç etmiştir. Soylu bir aileden gelen bu zat, Osmanlı padişahının muhafız maiyetine alınmış; fakat istibdat rejimiyle ünlenen II. Abdülhamid'in sarayındaki düzenden hayal kırıklığına uğrayarak Mısır'ın başkenti Kahire'ye geçmiştir. Orada, Osmanlı'da meşrutî monarşinin yeniden tesisini isteyen ve Türkiye'de yasaklanmış Jön Türk örgütü İttihad ve Terakki'nin ("Birlik ve İlerleme") safına kesin olarak katılmıştır. Mesele şudur ki, 1877'de Türkiye'de Mithat Paşa'nın anayasası kabul edilmiş, ancak kısa süre sonra Sultan II. Abdülhamid tarafından askıya alınmıştır.

Ahmed Saip'in sonraki faaliyetlerine dair yakın tanıdığı, Stambulskiye Novosti ("İstanbul Haberleri") gazetesinin editörü Celâl ed-Din Korkmasov 1909'da şunları yazmıştır: "Sancak — Türk tarihçisi ve komite üyesi (İttihad ve Terakki) Ahmed Saip'in yayın organıdır. Sancak'ın sayfalarında eski rejimin bütün olumsuz ve zayıf yanlarını çarpıcı biçimde aydınlatan Son Hükümdarlıklardan Tarihî Tecrübeler serisi yer alıyordu. Çok daha sonra aynı Ahmed Saip, Mısır'da Şûrâ-yı Ümmet ('Millî Meclis') gazetesini çıkardı; gazete kısa zamanda Paris'e taşındı ve çıkarılmasında Ahmed Rıza (Jön Türk hareketinin fikir önderi) pek yakın bir rol üstlendi. Şûrâ-yı Ümmet Temmuz ihtilâline, yani 1908 Jön Türk İhtilâli'ne kadar yayımını sürdürdü".

Burada şunu da açıklamak gerekir: 1909–1910 yıllarında Osmanlı başkentinde bulunan Korkmasov, yoğun bir siyasî ve gazetecilik faaliyeti yürütmüştür. Kaplan'ın aynı düşüncedeki liberal arkadaşı Ahmet Cevad ile birlikte Türkiye tarihinin Rusça yayımlanan ilk gazetesi Stambulskiye Novosti'yi neşretmiştir. 1909–1910'da çıkan gazete, siyasî ve ilmî açıdan zengin bir yayın idi; daha ilk günlerden iki akım belirginleşmişti: sağ kanat (naşir Ahmet Cevad) ve sol kanat (editör Celâl Korkmas — kendisini Türkiye'de bu adla anıyordu). İlki Türkiye'deki siyasî duruma ve yeni Jön Türk meclisinin faaliyetlerine dair yazılar basarken, ikincisi daha çok imparatorluğun taşra eyaletlerinin iktisadı, kültürü ve tarihi ile ilgili konulara eğiliyordu.

Nefis bir biçimde resimlenen Stambulskiye Novosti, Osmanlı'daki kalabalıkça sayılabilecek Rusça konuşan muhacir topluluğuna hitap ediyordu. Gazetede Türkiye'nin iktisadı, kültürü ve tarihi üzerine materyaller yayımlanıyordu. Bunların arasında Rusça yazan yazarlardan Korkmasov'un kendisi (Celâl-bey ya da D.K. imzasıyla) ve A. Şirinski'nin (Kırım muhacirlerinin sorunlarına büyük bir yazı ayırmıştır) yazıları; ayrıca Ahmet Midhat gibi (çağının en büyük Türk nesir yazarı ve filozofu) yazarlardan Türkçeden çevrilen bir dizi makale ile Türk yazarlarının edebî eserleri (pek çoğu Rusçaya ilk kez çevrildi) bulunuyordu. Bizi en çok ilgilendiren ise Ahmed Saip'in "Meşrutiyeti Nasıl Elde Ettik" başlıklı yazısının gazetede yayımlanmasıydı.

Korkmasov, ilk yazının önsözünde şöyle diyordu: "Bu yazının müellifi Ahmed Saip Bey, seçkin Jön Türk şahsiyetlerinden, önde gelen bir gazeteci ve tanınmış bir tarihçidir. Mısır'da Jön Türk yayın organı Sancak'ı ('Bayrak') çıkarmış, daha sonra bugünkü Meclis Reisi Ahmed Rıza Bey ile birlikte Şûrâ-yı Ümmet gazetesini yönetmiştir. Ahmed Saip Bey, Türkiye tarihine dair pek çok ciddî eserin de müellifi olarak tanınır. Eserleri — Sultan Abdülaziz Tarihi, Sultan Murat Tarihi, Abdülhamid Saltanatının Başlangıcı, Son Türk Harbi ve daha niceleri — geçen yüzyılın ikinci yarısını kapsamaktadır. Şu sıralar Ahmed Saip Bey, Sultan V. Mehmed'in girişimiyle Millî Osmanlı Kütüphanesi'ni tertip etmek üzere kurulan Tarih Encümeni'nin üyesidir".

Yüzyıl önceki Osmanlı Türkiyesi'nin siyasî gerçeklerine Korkmasov kadar yakından vâkıf olmayan okur için şunu eklemek gerekir: I. Bütün-Osmanlı muhalefet partileri kongresinde (4–9 Şubat 1902) yaşanan bölünmeden sonra Ahmed Saip, kararlı biçimde evrimci kanadın (XX. yüzyıl başındaki Rus Anayasal Demokratlarının — Kadetler — Türk benzeri) yanında yer almıştır. O sırada Jön Türk hareketinin Kahire bürosunun müdürlüğüne de gelmiştir. Ilımlı Jön Türk kanadının başlıca yayın organı olan Şûrâ-yı Ümmet'in Paris'e taşınmasının nedeni ise, Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid'in isteği üzerine Ahmed Saip Kaplan'ın İngiliz-Mısır (Mısır 1882'den beri İngiltere tarafından işgal altındaydı) makamlarınca tutuklanmasıdır.

Jön Türklerin iktidara gelen kanadından zamanla uzaklaşan Kaplan, İstanbul Darülfünunu'nda öğretim faaliyetine; 1911'den itibaren de Türkiye'nin iç ve dış siyaseti ile Kuzey Kafkasya muhacirlerinin kaderine dair makalelerini yayımladığı Tarihî ve Siyasî Hakikat dergisinin çıkarılmasına koyulmuştur.

1915'ten itibaren Ahmed Saip Kaplan, "Rusya'nın Ezilen Türk-Müslüman Halklarının Haklarını Savunma Komitesi"nin kuruluş ve çalışmalarında etkin biçimde yer almıştır. Komitenin kurucuları arasında Abusufyan Akayev'in yakın dostu, Azerbaycan tarihinin ilk siyasî partisi olan Difâî'nin kurucusu, Azerbaycanlı İslâm filozofu ve siyaset adamı Ahmet Ağaoğlu ile Tatar bilim adamı ve siyasetçilerden Yusuf Akçura (Kazan Muhbiri gazetesinin eski editörü, sonradan Türk Yurdu dergisinin kurucusu ve editörü) ve Reşit İbrahim (Sibirya Tatarlarından) bulunuyordu. Aralık 1915'te Türklere sempati duyan Macar dergisi Uluslararası İlişkiler (Kulugu Hadygy), Komite'nin toprak projesine dair bir harita yayımladı. Buna göre bağımsızlık; Türkistan'a, Kazakistan'a (Batı Sibirya'yı, yani İrtiş ile Ob'un birleştiği yere kadar, eski Sibir Hanlığı'nın topraklarını kapsayan), Kırım Hanlığı'na, Kafkasya Konfedere Devletleri'ne ve kuzeyde tundradan güneyde Hazar Denizi'ne uzanan Kazan Hanlığı'na verilecekti. 1916'da Komite, ABD Başkanı Wilson'a, Rusya'daki Müslümanlara reva görülen keyfî uygulamalara karşı müdahale talep eden bir bildiri sundu. Hatırlatmak gerekir ki 1916, Orta Asya'yı korkunç bir kıtlığın vurduğu ve bu yüzden çıkan ayaklanmanın çarlık ordusu tarafından acımasızca bastırıldığı yıldır. Aynı dönemde Komite, "Rusya'nın Yerli Halkları Birliği" ile birleşerek tek bir örgüt hâline gelmiştir.

Ahmed Saip, aynı yıl temsilî bir heyetle Lozan'da toplanan III. Ezilen Milletler Konferansı'na (L'Union des nationalités) da katılmış ve orada kendi halkı olan Kumuk halkının çıkarlarını temsil etmiştir. Cemiyet adına hazırlanan genel belgelerin yanı sıra her halk adına ayrı muhtıralar da kaleme alınmıştır. Bütün belgelerin ortak içeriği, "Türk-Müslümanların Ruslarla tam eşitliği" talebi, kültürel özerklik ve devletin dinî, kültürel ve dilsel hayata müdahale etmemesiydi.

Ahmed Saip Kaplan, 1920'de İngiliz işgali altındaki İstanbul'da hayatını kaybetti. Ne var ki hayatını adadığı özgürlük fikri, ölümünün ardından da olsa zafere ulaştı. Mustafa Kemal (Atatürk), ayrılıkçı Sevr Antlaşması'nı hükümsüz kıldırmış ve Türkiye'nin en yakın dönem tarihini başlatmıştır; bu tarihin siyasetinin temelinde ise, önemli ölçüde, Kaplan'ın başını çektiği Jön Türklerin evrimci kanadının fikirleri vardır. Bu yüzden Kaplan'ın ölümünden otuz yıl sonra, 1950'de Türk araştırmacı Halûk Şehsuvaroğlu şöyle yazmıştır: "Ahmed Saip, milletin en yüce gayelerine hizmet etme ve yüksek fedakârlık bakımından örnek bir şahsiyettir; onun adı, Jön Türk İhtilâli'nin simaları arasındaki en saygın yerlerden birini tutmaktadır". Biz kendi adımıza şunu da ekleyebiliriz: kendi halkımızın tarihinde de şerefli bir yer, hakkı olarak, ona aittir.